Perşembe 30 Nisan 2026 - 23:48
İnkılap Rehberi'nin Seçimine Dair Bilinmeyenler

Havza / İslam İnkılabı Rehberi'nin seçimine dair detayları ve akıllara takılan hususları Uzmanlar Meclisi Üyelerinden Hüccetü'l-İslam Mirzayi tüm şeffaflığıyla açıkladı.

Havza Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre Uzmanlar Meclisi Üyesi Hüccetü'l-İslam Sulh Mirzayi, Radyo Yanıt (Şüpheleri İnceleme ve Yanıtlama Merkezi) ile yaptığı röportajda İnkılap Rehberi'nin seçim sürecine dair bilinmeyenleri anlatarak bu önemli seçimin boyutlarını açıkladı.

İnkılap Rehberi'nin seçimiyle ilgili olarak Uzmanlar Meclisi ortamında yaşanan olaylara dair belirtmek istediğiniz bir husus var mı?

Ben kalpleri yönlendirenin Allah olduğuna inanıyorum. Daha önce, yaklaşık yirmi yıl boyunca düşmanlar değerli İmamımız Ayetullah Seyyid Müçteba Hüseynî Hamaney'e (Allah gölgesini daim etsin) yönelik birçok saldırıda bulunmuşlardı. Görünüşe göre kendi düşünce kuruluşlarında yaptıkları incelemeler sonucunda, inkılabın yolunun onun gibi bir şahsiyet tarafından sürdürülmesinin küfür ve kibir cephesi için tehlikeli olacağı, aynı zamanda İslam İnkılabı ve direniş cephesini güçlendireceği sonucuna varmışlardı.

Bildiğiniz gibi halef olmaya aday birçok kişi vardı; ancak bu yirmi yıl boyunca en çok saldırıya uğrayan kişi kendisi oldu. Şehit İnkılap Rehberi'nin hepsi gurur kaynağı, fazilet ve ilim sahibi olan başka çocukları da olmasına rağmen, bu dört çocuk arasında en çok baskı ona yapıldı.

Dediğim gibi, insanların kalpleri yönlendirildi ve Uzmanlar Meclisi de bu halkın bir parçasıdır. Tıpkı 1979'da inkılabın zaferi ve zalim şahlık rejiminin çöküşünden sonra toplumun tüm kesimlerinin İmam Humeyni'nin rehberliğini vurgulaması gibi bu dönemde de böyle bir atmosfer oluştu. Şehit İmam'ın şehadetinin resmen açıklandığı 10 İsfend (1 Mart) tarihinden, gece yarısına denk gelen 17 İsfend (8 Mart) tarihine kadar olan süreçte, Şehit İmam'ın yolunu hiçbir değişiklik olmadan, aynı hız ve hassasiyetle sürdürebilecek kişinin Ayetullah Seyyid Müçteba Hüseynî Hamaney olduğu hissi halk arasında giderek güçlendi. Bahsettiğim kalplerin yönlendirilmesi tam olarak budur.

Elbette Uzmanlar Meclisi'nin de Kur'an-ı Kerim üzerine ettiği yemin gereğince, anayasada yer alan tüm rehberlik şartlarını dikkatlice inceleme görevi vardı. Başlangıçta komisyonlarda böyle bir konu hiç gündeme gelmemiş ve incelenmemişti.

İnkılap Rehberi'nin bu konuda bir yasağı veya tavsiyesi oldu mu?

Bazı medya organlarında İnkılap Rehberi'nin, Uzmanlar Meclisi araştırma komisyonunda çocuklarının adının gündeme gelmesini yasakladığına dair bir iddia ortaya atılmıştı; ancak kendisine sorulduğunda ne olumsuz ne de olumlu bir görüş bildirdiler. Ne bir tavsiyede bulundular ne de bir yasaklama getirdiler, zira şu anki gibi bir durumda toplumun onun gibi bir şahsiyete ihtiyaç duyması mümkündü ve eğer açık bir yasaklama gelseydi, toplum fiilen bir çıkmaza girebilirdi. Bu konuda sessiz kalacaklarını ifade etmişlerdi ve hatta bu iddiaya yanıt olarak da böyle bir söz söylemediklerini açıkça belirttiler. Aslında bu sessizlik, konuyu bilinçli bir şekilde cevapsız bırakmaktı.

Ayetullah Seyyid Müçteba Hamaney'in ismi daha önce Uzmanlar Meclisi'nde rehberlik için gündeme gelmiş miydi?

Uzmanlar Meclisi'nde rehberlik ve haleflik makamına aday olan kişileri incelemekle görevli ve onlar için ayrı dosyalar oluşturan bir komisyonumuz var. Doğal olarak İnkılap Rehberi de bu kişilerden biriydi ve hakkında gerekli araştırmalar yapılmıştı.

Bu incelemeler çeşitli açılardan gerçekleştirilmişti; araştırma komisyonunun onun içtihadını onaylaması gerektiği için ilmi açıdan, ayrıca toplumun velisinin (rehberinin) sahip olması gereken yönetim, tedbir, cesaret, mali dürüstlük ve züht açılarından. Tüm bu şartlar hem anayasada yer almaktadır hem de Şehit İmam'ın ve Rahmetli İmam'ın (İmam Humeyni) açıklamalarında vurgulanmıştır.

2 Kasım 2024 (12 Aban 1403) tarihinde Şehit İmam'ın huzuruna çıktığımız son görüşmede, kendisinden sonra bu sorumluluğu üstlenecek kişinin sahip olması gereken bazı kişisel özellikleri açıkça belirttiler. Ayrıca araştırma komisyonu ile yaptıkları toplantılarda da bu özelliklere daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamışlardı.

Dolayısıyla kendisi incelenmişti ve değerlendirme sürecinde çeşitli açılardan açık bir dosyası bulunmaktaydı.

Rehberin seçimi için düzenlenen Uzmanlar Meclisi oturumlarına yönelik zorluklardan, yaşanan olaylardan ve tehditlerden bahseder misiniz?

Değerli İmamımızın şehadeti resmen açıklandıktan sonra, durumu nasıl yöneteceklerine karar vermek üzere Uzmanlar Meclisi Başkanlık Divanı'nın saygıdeğer üyeleri arasında çok sayıda toplantı yapıldı; çünkü durum çok hassas ve zordu. Halk, askeri veya resmi toplantılar fark etmeksizin her türlü toplanma meclisi tehdit altındaydı ve hedef alınma ihtimali vardı.

Ben Hizbullah güçlerinden bir şey öğrendim; onlar, İsrail ile silah ve füze diliyle mesajlaştıklarını söylerlerdi. Örneğin, onlar tarafından bir proje başlatılırsa ve biz bunu fark edersek, o bölgenin etrafına bir füze fırlatarak haberdar olduğumuz mesajını iletirdik ve onlar da karşılığında aynısını yapardı. Bu olayda da uyarılar aynı şekildeydi. Rehberlik ofisi hedef alındıktan bir veya iki gün sonra, Tahran'da Uzmanlar Meclisi'ne ait iki bina hedef alındı. Ayrıca Trump da hem doğrudan hem de sosyal medya üzerinden yayınladığı mesajlarda "ılımlı bir lider" seçilmesini vurguluyordu; onların ılımlıdan kastı inkılabî olmayan bir kişiydi. Bu eylemler aslında bu merkezlerin tahrip edilmesi yoluyla yapılan bir tür uyarı niteliğindeydi.

Hatırlayacağınız üzere, 12 İsfend (3 Mart) Salı günü Kum'da Uzmanlar Meclisi Sekreterliği'nin merkez binasında yapılması planlanan toplantılardan biri de saldırıya uğradı ve o olayda sekreterlik çalışanlarından üç kişi, birkaç güvenlik görevlisi, aralarında bir kadının da bulunduğu bazı yayalar ve yandaki binada çalışan iki inşaat işçisi olmak üzere on üç kişi şehit oldu. Allah'ın rızası tüm bu şehitlerin üzerine olsun.

Bu koşullar altında iş çok zorlaştı. Bir yandan Uzmanlar Meclisi'nin yasa ve iç tüzüğü, toplantıların yüz yüze yapılmasını zorunlu kılıyor, diğer yandan ciddi tehditler bulunuyordu. Yüz yüze toplantı için iki kez davet edildik ancak her iki seferde de güvenlik yetkilileri tehditler nedeniyle toplantının iptal edildiğini duyurdu.

Nihayet 17 İsfend (8 Mart) Pazar gününe geldik. Sabah saat dört buçuk civarında Uzmanlar Meclisi'nin eski binalarından biri daha hedef alındı ki bu aslında dördüncü uyarı sayılıyordu. Ardından, Başkanlık Divanı'nın ve Devrim Muhafızları koruma güçleri de dahil olmak üzere güvenlik birimlerinin yoğun çabalarıyla yüz yüze toplantı yapılması için gerekli koşullar sağlandı.

Gerçekten de bu katılımın bir tür fedakarlık eylemi olduğu söylenebilir; zira tehditlere rağmen hem Uzmanlar Meclisi üyeleri hem de güvenlik güçleri katılım konusunda ısrarcıydılar. Aynı zamanda katılanlar arasında bir tür huzur ve sükunet vardı. Yüzlerde hiçbir korku belirtisi olmadığını gözlemliyordum. Benim tek endişem, oturum bitmeden önce bir olay yaşanması ve beklenen sonucun alınamamasıydı.

Neyse ki toplantı tam bir düzen ve vakar içinde gerçekleşti. Katılımcıların yüzde doksan birinden fazlası, yasal çoğunluğa (üyelerin üçte ikisi) tam olarak uyarak Yüce İnkılap Rehberi'ne oy verdi ve kendisi Uzmanlar Meclisi Sekreterliği tarafından topluma tanıtıldı.

Toplantı sona erdikten sonra, konakladığım yere varıp televizyonu açtığımda saat henüz on iki olmamıştı ki, alt yazıda İslam Cumhuriyeti'nin üçüncü rehberinin seçimine ilişkin bildirinin yakında yayınlanacağı duyuruldu. Canlı yayında dualar ve merasim gösteriliyordu. Haberin duyurulmasıyla birlikte çeşitli kanallarda, insanların şehadetlerin yol açtığı derin üzüntüye rağmen kalplerinde bir tür huzur ve teselli oluştuğu görüldü; herkes tekbir getirdi ve bu seçim, Şehit İmam'ın kaybının yarattığı o büyük ve ağır acıya merhem oldu.

Önde gelenlerin ve mercilerin rehber seçimine hız verilmesi gerektiğini vurgulamalarına rağmen, rehberlik seçimindeki gecikmenin nedeni neydi?

Söylediğim gibi, toplantı düzenlemek için iki kez girişimde bulunduk ancak toplantı yeri tehdit altındaydı. Bu değerli kişilerin can güvenliğinin sağlanması da büyük önem taşıyordu; çünkü Allah korusun bazı üyeler zarar görseydi, henüz bir sonuca ulaşamamış olmamızın yanı sıra, toplantı nisabı da bozulabilir ve seçim süreci sekteye uğrayabilirdi.

Bu bakımdan güvenlik hususlarına riayet edilmesi çok önemliydi. Hem Milli Güvenlik Yüksek Konseyi'nin vurgusu hem de anayasanın 111. maddesi kapsamındaki üç kişilik geçici konseyin uyarı ve tavsiyeleri, tüm bu hususların eksiksiz bir şekilde dikkate alınması yönündeydi.

Bahsettiğim üzere, Salı günü toplantı bir kez hedef alınmıştı ve sonraki iki seferde de tehditler vardı. İşte bu durum daha dikkatli olunmasını gerektiriyordu. Aslında tüm üyeler hazırdı ve katılım açısından bir sorun yoktu; sadece toplantının güvenli koşullarda yapılabilmesi için güvenlik birimindeki dostların gerekli izni ve güvenceyi vermesi gerekiyordu.

Daha sonra kimsenin bahane veya şüphe üretmemesi adına oturumun belgelenmesi için oturumda kamera veya fotoğraf çekimi yapıldı mı?

Evet, her şeyin kaydedilmesi ve tutanağa geçirilmesi için oylar yazılı olarak alındı. Tabi güvenlik önlemlerinin yoğunluğu dikkate alındığında, koşullar sıradan ekipmanlarla ve normal seviyede çekim yapmaya uygun değildi; ancak aynı koruma gereklilikleri çerçevesinde kamera çekimi de yapıldı ve işin en iyi şekilde ilerlemesi için çaba gösterildi.

Elhamdülillah, dediğim gibi Allah yardım etti ve düşmanı bu konuda aciz bıraktı; öyle ki hiçbir zarar gelmedi ve oturum başarıyla, huzurla ve yüksek bir oyla gerçekleştirildi.

Oyların sonucu açıklandığında Uzmanlar Meclisi üyeleri arasında nasıl bir duygu ve atmosfer oluştu?

Oylama yazılı olarak yapıldığı için, sonucu tam olarak bilmiyorduk ve ne olacağından habersizdik. Oylar sayılıp sonuç mecliste açıklanır açıklanmaz üyeler ayağa kalktı ve herkes tekbir getirdi.

Toplantının atmosferi destansı bir hal aldı; halk için büyük bir olayın yaşandığı bir sahneyi andıran bir hava vardı. Uzmanlar Meclisi'nin kendisinde de aynı atmosfer hakimdi; üyeler tekbir getirdi ve genel olarak herkesin içinde bir tür huzur ve memnuniyet oluştu.

Yaklaşık yedi-sekiz gündür bu sorumluluğun yerine getirilip getirilemeyeceği ve başka bir olay yaşanmadan önce bu görevin tamamlanıp tamamlanmayacağı endişesi taşıyan hepimiz için, elhamdülillah bu işin bittiği ve üzerimize düşen görev ile sorumluluğun tamamlandığı hissi oluştu. Bir anlamda o endişe ve kaygı omuzlarımızdan kalkmış oldu.

Rehber seçimi için başka seçenekler de gündemde miydi?

Başka bir aday söz konusu değildi ve aslına bakılırsa kendisinin seçilmesi gerektiğine dair bir tür fikir birliği vardı; yani ortada başka ciddi seçenekler yoktu. Tabi, birinin bir görüşü veya tartışması varsa dile getirmesi için yaklaşık bir haftalık bir süre de tanınmıştı; bu süre zarfında kişiler farklı mekanlarda ve toplantı öncesi sohbetlerde birbirlerini görmüş ve fikir alışverişinde bulunulmuştu.

Herkes bu oylamaya hazırdı ve aslında işin daha çok resmi bir yönü vardı; yani var olan oyun tescillenmesi amaçlanıyordu. Elbette ihtiyati bir tedbir de alınmıştı; eğer Allah korusun üyelerin yüz yüze toplantıya intikali sırasında bir olay yaşanırsa, asıl oyların korunması ve karar sürecinin aksamaması için aynı Pazar günü Uzmanlar Meclisi üyelerinin yazılı oyları toplanmıştı.

Tüm üyelerden imzalı oylar alınmıştı ve oturum başlar başlamaz temel talep, oylamanın yapılabilmesi için oy pusulalarının üyelere dağıtılmasıydı. Çünkü güvenlik birimindeki dostlar da toplantının yapılması için sınırlı bir süre öngörmüşlerdi ve hızlıca toparlanması gerektiği vurgulanıyordu.

Elhamdülillah iş gayet iyi sonuçlandı. Elbette hiçbir konuşma veya tartışma yapılmadı demek istemiyorum ancak bu, birisinin kendini aday olarak göstermek istemesi anlamında değildi; kesinlikle böyle bir atmosfer yoktu. Aslında üyeler arasında kalpten bir yönlendirme oluşmuştu ve herkes bu kararın sadece resmi olarak tescillenmesini bekliyordu.

Ayetullah Müçteba Hamaney yayınladığı ilk mesajda televizyondan haberdar olduklarını ifade ettiler; bu, kendilerine sonucun daha önce bildirilmediği anlamına mı geliyor?

Oylamanın bitimiyle sonucun resmi olarak açıklanması arasındaki süre çok kısaydı. Toplantı gece saat on biri çeyrek geçe civarında sona erdi ve yaklaşık kırk beş dakika sonra sonuç kamuoyuna duyuruldu. Bu arada, üyelerin dağılıp güvenli yerlerine ulaşabilmeleri için de bir miktar gecikme yaşandı.

Bunun sonrasında da haberin düzenlenip Radyo ve Televizyon Kurumu'na iletilmesi yaklaşık on beş ila yirmi dakika sürdü. Doğal olarak bu kısa zaman dilimi, bilgilendirme için resmi ve doğrudan bir iletişim kurulmasına fiilen izin vermiyordu.

Bu nedenle zaman aralığı, kendilerine önceden haber verme imkanı sağlayacak nitelikte değildi. Elbette değerli Rehberimizle iletişimin tam olarak nasıl kurulduğuna dair kesin detayları bilmiyorum ancak doğal olarak bu zaman kısıtlaması, kendilerinin de ilk olarak medya aracılığıyla haberdar olmasına neden oldu.

Rehber seçimi için yapılan uzman görüşmelerinden bahseder misiniz?

Bizim Şehit Rehber'in ailesine ve bizzat şahsına, aynı zamanda Yaşayan İmam'a olan bağlılık ve sevgimiz, uzman görüşmelerinin ve incelemelerinin yapılmasına engel değildi.

Ben, onun içtihadı önde gelenler ve taklit mercileri tarafından vurgulanmış olmasına ve birçoğumuz için şüpheye yer bırakmamasına rağmen, bazı beyefendilerin daha titiz davranmak adına bu zaman zarfında onun fıkıh ve usul metinlerini temin edip okuduklarını gözlemledim. Hatta Uzmanlar Meclisi'ndeki bazı hocalarımız, örneğin onun kaleme aldığı fıkhi nitelikteki "Hac İstitaatı" adlı kitapçığını incelemişlerdi.

Kendisinin de istitaat konusunda ilmi çalışmalar yapmış, geçmiş ve günümüz mercilerinin görüşlerini incelemiş olan bu hocalardan biri, ilmi tanıklığını şu şekilde ifade ediyordu: "Eğer bu metin diğer büyüklerin ve mercilerin eserlerinden daha üstün değilse, kesinlikle daha aşağı da değildir." Bu metin üyelerin erişimine açıktı ve dileyen her üye bunu tekrar inceleyebiliyordu.

Bu ilmi incelemelerin yanı sıra bazı üyeler zaten onun ilmi yetkinliğine önceden de aşinaydı. Yönetim alanında da durum aynıydı; bazı üyelerin kendisiyle ilişkileri ve münasebetleri vardı ve Şehit İmam ile birlikte olduğu dönemlerdeki yönetim faaliyetlerine dair raporlar bulunuyordu.

Bazı durumlarda belirli görevlerin sorumluluğunu üstlenmişlerdi. Bazı durumlarda ise Şehit İmam'ın kendisi hakkındaki tavsiye ve betimlemeleri söz konusuydu; bunlar arasında çeşitli alanlardaki takdirler, güvenilirlik onayları ve yönetim erdemleri ile ilerici vizyonunun ifade edilmesi yer alıyordu. İşte tüm bunlar hem askeri hem de sivil kanattaki birçok nizâm yetkilisinin kendisiyle istişare etme ihtiyacı hissetmesine neden olmuştu.

Çoğu zaman, başka toplantılar için huzuruna gelen kişilerin, ondan önce de bazı yetkililerle istişare halinde olduğunu gördükleri oluyordu. Bizzat bu kişilerin sunduğu tanıklıklar, onun her yetkilinin çalışma alanına tam olarak hakim olduğunu gösteriyordu ve Ayetullah Seyyid Müçteba Hüseynî Hamaney'in (Allah gölgesini daim etsin) bu hakimiyeti defalarca vurgulanmıştı. Bu, değerlendirme sürecinde dikkate alınan çok temel ve önemli bir husustu.

Şehit Rehber'e olan sevginiz ve bağlılığınız, onu rehber olarak seçmenizde etkili olmadı mı?

Hayır, kesinlikle böyle bir şey olmadı. Bazıları bu meselenin sevgiden veya duygulardan kaynaklandığını düşünmesin; ortada hiçbir şekilde duygu yoktu, bilakis tamamen sağlam temellere dayanan ve görev bilinciyle yapılmış bir seçimdi. Söylediğim gibi, Kur'an huzurunda yemin etmiştik ve buna mutlaka uymamız gerekiyordu. Bunun yolu da çeşitli araştırmalar ve tartışmalar yapmaktı.

Çok önemli olan şu noktayı da belirteyim: Kendisi bu tür konumlardan her zaman kaçınmıştır. Ortaya atılan söylentiler ve zaman zaman söylenen bazı sözler nedeniyle, Uzmanlar Meclisi üyeleriyle toplantılar yapmaktan bile sakınırdı. Uzmanlar Meclisi toplantılarının Hazreti Ağa'nın (İmam Hamaney) konutunda yapıldığı günlerde, yolda dahi kimseyle karşılaşıp herhangi bir şüpheye yer vermemek adına evden hiç çıkmazdı.

Ağa'nın birçok toplantı ve görüşmesinde kendisinin de bulunduğunu ve iştirak ettiğini görüyorduk, ancak Uzmanlar Meclisi toplantıları hiçbir şekilde katılmadığı tek toplantılardı. Hatta Uzmanlar Meclisi üyelerinin görüşme günlerinde evden dahi çıkmayacaklarını ifade etmişlerdi. Bazen dostlar, örneğin Ağa ile görüşmeden önce veya sonra kendisiyle de bir toplantı yapmak isterlerdi ancak kendisi o günlerde evden çıkmadığını vurgulardı. Bu tür durumlardan kaçınması ve uzak durması başlı başına onun erdemlerinden biriydi; zira bu makam için çabalamak bir yana, buna engel de olmuştur.

Bu yıllarda, elhamdülillah Allah yol gösterdi ve kendisi de yüce ceddi'ne uydu. Tıpkı Emirü'l-Müminin'in (Ali a.s.) olayında olduğu gibi; herkes ondan zahiri hilafeti kabul etmesini istediğinde: "Artık benim için hüccet tamamlanmıştır" buyurmuştu. İnkılabın değerli İmamı için de aynı şekilde oldu; Uzmanlar gelip inkılap gemisinin dümenini devralmak için en iyi kişinin kendisi olduğuna şahitlik ettiklerinde, o da bu karara boyun eğdi. Nitekim şehit babaları Şehit İmam'ın, "Madem bu sorumluluk bana verildi, "Bunlara kuvvetle sarıl..." (Â'raf suresi, 145) dediği gibi.

Siz onun mesajlarını gördünüz. Benim için birinin mesajını okurken gözyaşı dökmek nadir görülen bir durumdur ancak onun bazı mesajları o kadar yüce ve ulviydi ki, onları duyduğumda bir iki kez sevinç gözyaşlarıma hakim olamadım; bu, büyük bir coşkudan ve Allah'ın milletimize nasıl büyük bir lütufta bulunduğunu hissetmekten kaynaklanıyordu. İnşallah biz de onun askerliğine layık oluruz ve onun yönlendirmeleriyle İmam Zaman'ın (Hz. Mehdi a.s.) zuhuruna zemin hazırlamaya yaklaşabiliriz.

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha